Kendinle, Kendi İçine Yapılan Bir Yolculuk Meselesi

0
5

Zaman zaman kendimize doğru bir yolculuk yapmamız gerekir: kendimiz olarak. Gelin, insanın kendisi ile, kendi içine yapılan bir yolculuk meselesine konuk olalım.

(Temmuz ayında, biraz dinlenmek üzere yapılan bir uçak yolculuğunda Stuart Roslyn -‘Space of Blue’ eşliğinde kaleme alınmıştır. Parçayı dinlemek için: https://open.spotify.com/track/6Iaazxrz6Ddoo7B4ekAMIQ?si=9bb6f930266c4b24 )

İçindeki karanlıktan, telaştan ve korkudan yorulduğunda hazırlan ve yola çık. Gidebildiğin yere git. Fazla düşünme. Bir sırt çantası, göğüs kafesinde ev sahibi olan kalbin ve ‘içindeki’lerle yola düş. Bunlar sana yeter de artar bile. Sen kendi içindesin. Bir zamanın içindesin. Kendinle bir yolculuğa çıkmak istiyorsan, zamanda kaybolman gerekir. Zamanda kaybolmak ise, yükünü az tutmak demektir. Hem zaten kendi içinde yeterince yükün yok mu?

Nereye gideceğini fazla düşünme. Bu yol nereye gider diye, kendine yer kaygısı edinme. Yer kaygın, bir gürültü kalabalığıyla kafanda yer işgal etmesin. Kafanın içindeki gürültüler yeter sana. Sustur diğer düşüncelerini. Belki en sevdiğinin yanına, belki doğduğun yere, belki kaybettiğini hissettiğin bir şehre…Kendine, kendinden bir yer seç yeter. Kalacak yer bulunur, gidilecek yol bulunur. Der ki Alfred Hitchcock;

“Gitmek isteyenler için o kadar çok yer var ki…” (Ve Papağan Fıstık Dedi)

Sana, senden başka eşlik edecek kimseye gerek yok. Bekleyenin olmasa da olur. Kendinle, kendi içine bir yolculuğa çıkıyorsun unutma. Gittiğinde başka bir sen bulacaksın; sana senden daha yakın.

Şimdi nereye gideceğini ve ne ile karşılaşacağını bilmiyorsun öyle değil mi? Korkuyorsun. İçinde bir yerlerde, uzun zamandır süregelen o ezginin tınısına yaklaştığında, insanın gönlünü neden titrek bir korku kaplar? Bilinmez… Sanki yüz bin yıllık yoldan gelmişiz de kendi içimizdeki bu şehre ilk kez ayak basmışız. Yahut ilk kez bilindik şeylerden ayrı düşmek üzere, azami bir özenle hazırlamışız çantamızı. Korkma, göreceğin manzara ‘kendinsin’. Bu kadar korkutucu bir manzara ile karşılaşacağına ihtimal veriyor musun? Hem manzara kötüyse ne olmuş ki? Zaten yolculuğa çıkma amacımız, bu ihtimalin ta kendisiydi. Yabancı gibi davranma, sarıl kendine. Sonra al karşına ve sor; ‘Neden bu halde bu manzara?’

Bir zamanlar adım atmakla bulabileceğimiz soruların cevabını, şimdi koşarak aramamız gerekiyor. Kalbimiz yeterli kanı pompalayabilmek için bir hayli kuvvetli atıyor. Bize şimdi, karmaşık meseleleri çözebilmek için biraz fazla daha oksijen gerekiyor. O halde sırtlanabileceğimiz kadar yükü alalım da koşalım. Ne kadar mesele varsa, hepsinin gözünün içine bakalım korkmadan. Zirâ göz göze gelebilmek, konuşabilmenin yarısıdır çoğu zaman. Meseleler ile konuşmadan savaşabilir misin? Kendi kendine…Öyleyse lafı geveleme ağzında! Koşarken konuşamaz mısın? Dur öyleyse! Adım atmak yetmiyor ama, bu duraksamadan koşmak zorunda olduğun anlamına gelmiyor. Kendisiyle yolculuğa çıkanın, duraksaması gerekir yorulduğunda. Soluklanınca anladın mı meseleyi?

O halde, yolun açık olsun.

Uzm. Hem. Öznur T. ÇELEBİ

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here